Cinderalla – Sindirella (1950)

Walt Disney Pictures, sinema kütüphanesinde prenseslere verdiği değeri günümüzde de aynı derecelerde sürdürüyor. Özellikle oluşturulan dünyalarda fabl tarzla bütünleşen fantastik ve bir o kadar çocuksu masalların etkisi muazzam sonuçlar oluşturmakta. Bu formül tabii ki her işte tam olarak tutmasa da söz konusu Fare ( Disney) olduğunda aktarılan dünyaların en kötü biçiminde bile izleyicinin kendiyle bütünleştirebileceği hissiyatlar oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Külkedisi  – Cinderella (1950), Disney Stüdyoları’nın bir nevi kalfalıktan ustalığa geçiş döneminin başlangıcı olarak kabul görebilir. Pamuk Prenses ve 7 Cüceler, Bambi, Pinokyo ve Dumbo gibi işlerde lanse edilen fantastik anlatı yine haksızlığa uğramış hassas bir karakter üzerinden ilerleyiş gerçekleştirmiş.

Cinderella’nın yaratım sürecinde esas amaç seyircilerin kazansın isteyeceği bir karakter yaratmak olmuştur. Walt Disney tarafından seçilen animatörler Marc Davis ile Eric Larson, bu prenses adayının izleyiciyle bağ kurabilmesi ve gerçekçiliğe ulaşabilmesi için 18 yaşındaki oyuncu Helene Stanley’le çalıştılar. Stanley, Cinderella’nın tüm aşamalarını oynayarak animatörlere kayıt verdi ve oluşturulan Külkedisi versiyonu masalsı bir macerayı etkin kılacak materyalleri güçlendirmiş oldu.

Masalın detaylarını anlatmama gerek yok aslında. Keza Külkedisi ya da Cinderella dendiği zaman çoğu insanın kafasında bir şekilde olay, gelişme ve sonuç örgüleri canlanacaktır diye düşünüyorum. Lakin Disney’in üvey annesi ve kardeşleri tarafından zorbalığa maruz kalan bu hanımın öyküsünde aldığı destek mevcut masalı çok daha iyi bir konuma taşıyor.

Tıpkı Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’de olduğu gibi Cinderella’da da yalnız kızın en büyük yoldaşları hayvanlar oluyor. Ona manevi açıdan destek olan, varlıklarıyla yalnız olmadığını hissettiren hayvanlar… Fakat bu filmdeki anlatı aslında Cinderella’yı bir bakıma görev karakteri konumuna taşımış gibi. Elbette ki bu bilinçli bir karar fakat genellikle hayvanlar üzerinden aktarılan yoğun durum komedisinin arka planında ufak ufak Cinderella’yı izleme durumu doğuyor. Nitekim sona doğru oluşan fantastik atmosferler de mevcut masala daha fazla uyum sağlamamıza yardım etse de böyle bir anlatının son 20 dakika yerine tüm filme yayılarak yansıtılması gönlümce çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

Filmin animatörü Marc Davis’in ‘’Cinderella’nın üzücü anları olsa da, yine de güçlü durmuştur’’ yorumu ise hayata bir şekilde tutunmaya çabalayan bir karakterin varlığını ortaya koyuyor. Kendisine tanınan küçük bir alan içerisinde büyük dünyalara açılmayı başaran ve bunu somutlaştıran bir karakter Cinderella. Elbette ki Prens’in ülkedeki tüm genç kadınları sırayla inceleyip beğenmemesi filmin ataerkil üslubunu açığa çıkarıyor. Yine de buna rağmen herkesin bildiği mutlu sona ulaşım aşamalarında kötü karakterler hak ettiğini buluyor ve desteklediğimiz prenses ise mutluluğa kavuşabiliyor.

Cinderella’nın ülkemizde de nefis bir uyarlaması var. Tıpkı Pamuk Prenses ve 7 Cüceler’de olduğu gibi Zeynep Değirmencioğlu’nun başrolde olduğu bir uyarlama. Tamamen Disney’deki animasyonu referans aldığı açıkça belli olan 1971 yılı yapımı bu film, sinemamızda farklı denemelere açık olan Süreyya Duru’nun yönetmenliğinde hayat bulmuş.

Uzun lafın kısası Disney’in sınırsız dünyasının baş mimarları arasında yer alıyor Cinderella ve animasyon alanında hassas karakterlerin yaratımı bakımından çoğu projeye de ilham oluşturacak etkileşimleri elinde bulundurmaya devam ediyor. Bu ölümsüz eserin hassas tınısına dâhil olarak gününüze hoşluk kazandırabilirsiniz.

Benden söylemesi!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.