Flee

Flee, belgesel ve animasyon gibi yan yana getirildiğine pek rastlamadığımız iki benzemezi bir araya getiren yapımların son yıllardaki en başarılı örneklerinden biri. Danimarka yapımı filmin yönetmenliğini Jonas Poher Rasmussen üstlenirken Riz Ahmed ve Nikolaj Coster-Waldau gibi iki yıldız da Flee’nin yapımcıları.

Afganistanlı bir göçmen olan Amin Nawabi’nin çocukluğundan günümüze yaşadıkları zorluklara tanık oluyoruz. Film içinde film yapısı kullanılıyor. Çekilen bir belgeselde yer alan Amin’le bir psikologla konuşurken tanışıyoruz. Ve seans boyunca o anlattıkça biz seyirciler kişisel tarihinin yanı sıra ülkesinin tarihini de öğreniyoruz.

Amerika ve Rusya gibi büyük ülkelerin yarışında iç işleri karıştırılacak bir piyon gibi görülen Ortadoğunun günümüzde de değişmeyen karanlık kaderini film boyunca hissediyoruz. Babalarından kopan ve tek başlarına kalan bir annenin ve çocuklarının ülkeler arasında savrulmalarını ve kaçmalarını izliyoruz. 80’ler ve 90’lardaki dünya siyaseti de gözlerimizin önünden geçiyor.

Filmde politik açıdan da doğru ve objektif bir noktada durulmuş. Batılı sinemacıların benzer konuları ele alırken düştükleri oryantalizm, doğuyu yerme ve batıyı müthiş bir kurtarıcı olarak gösterme tuzaklarına düşülmemiş. Ülkenin içi dış ülkelerin müdahalesiyle karıştırılırken içteki mecvut sorunlar da es geçilmemiş. Gelişmiş ülkelerin iki yüzlü göçmen politikaları da özellikle filmin ikinci yarısının odak noktasını oluşturuyor. Kısacası bu konularda hiç sözünü sakınmayan bir yapım.

Yönetmen bu gerçek hikayeyi anlatırken animasyonun dışında zaman zaman gerçek arşiv görüntülerinden de faydalanmış. Filmdeki animasyon tekniği de karakterin değişen psikolojisini yansıtır şekilde değişiyor. Amin’in hatıralarında dolaşırken bunun görsel karşılığı oluşturulmaya çalışılmış. Bu anlamda da alışılmışın dışında bir yapı kullanılmış. Alıştığımız animasyon ve belgesellerin sınırlarından dışarıda olduğumuzu filmin her anında hissediyoruz.

Bu başarılı anlatım tercihleri bu hüzünlü yaşanmış olayları duygu sömürüsüne ve ajitasyona dönüşmemesini sağlıyor. Kendi sevgilisinin hikayesini perdeye aktaran yönetmen, ona acımamızı değil onunla empati kurmamızı istiyor. Yapıma da adını veren zoraki ve zorlu ‘kaçış’a ortak ediyor. Ve filmde kurulan meta yapı da izlediğimiz şeyin gerçekliğin tekrar yoğrulduğu bir kurgu olduğunu seyiriciye hatırlatıyor.

94. Akademi Ödüllerinde en iyi belgesel ve en iyi animasyon dallarında aday gösterilen ama eli boş dönen Flee üzerinden yıllar geçse de hatırlanacak kalıcı ve sıradışı bir yapım. Artık Pixar ve Disney hakimiyetine geçen animasyon türünde nadir rastladığımız taze nefeslerden biri.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.