Barefoot Gen – Yalınayak Gen

Nakazawa’nın manga serisinden uyarlanan animenin kendisinden önce yazarın hayatına kısaca değinmemek bu yazıyı da eseri de eksik bırakmak demek olur. Hiroshima’da doğan Nakazawa ailesiyle birlikte atom bombasının yarattığı yıkıcı dehşetin etkilerini ömrü boyunca taşımış biri. O dönemlerde kendisine keyif veren tek şeyin mangalar olduğunu söylüyor. İleriki yıllarda spor ve bilimkurgu öykülerine ağırlık verse de, tanık olduğu geçmişi adını daha geniş kitlelere duyurduğu dramatik bir eser olan Yalınayak Gen’de aktarıyor ve bu kararı almasındaki o süreci şu cümlelerle özetliyor. “ Ölü yakıldıktan sonra kemikleri genellikle kalır ama radyoaktif sezyum annemin kemiklerini yiyip bitirmişti ve kemikleri küle dönmüştü. Sanki annem, bombayla ilgili gerçeği tüm insanlığa anlatmamı istiyor gibi hissettim.” Yazarın bu ifadesi baştan sona ölülerle, kara yıkıntılarıyla enkaza dönmüş bir şehrin tüm travmatik acılarına ve sonuçlarına parmak basarak görsel bir karşılık buluyor.

Gen’in ailesiyle olan ilişkisinin ve yaşanan içler acısı olayların anlatıldığı 1983 yapımı ilk filmin neredeyse tamamı mahşer ortamında geçiyor ve tüm bu yaşanılanlara keskin bir politik tavırla ayna tutuyor. Amerikalıların değil tüm ordusunu kaybetmesine rağmen geri çekilmeyen Japon liderlerinde bu suça ortak olduğunu ve Hiroshima’da yaşanan felaketin ardından yapılan uyarıyı ciddiye almayarak aynı olayların Nagazaki’de de yaşanmasına sebebiyet verdiğini söylüyor. Filmin bir sahnesinde Gen’in babası savaşmamanın savaşmaktan daha fazla cesaret gerektirdiğini ve sırf bu yüzden vatan haini olarak anılacaksa bunun gurur verici bir şey olduğunun altını çizerek milli değerlerine ve geleneklerine sımsıkı bağlı bir ülkenin değer yargılarını sorguluyor.

Beni özellikle etkileyen sahneler uzun uzun ateşler içinde yanıp kül olan insanların anlatım biçimiydi. Bu sahneler kuşkusuz gerçek oyuncularla daha farklı bir şekilde yine sarsardı ama animenin elindeki uçsuz bucaksız materyalleri kullanışıyla görsel dil çok başka bir seviyeye taşınmış. Neredeyse akışkan bir hale gelerek eriyen vücut parçalarının rahatsız ediciliği grotesk bir dışavurumla ürkütüp korkutuyor ve hiçbir şekilde bu yaşananlarla gerektiği kadar yakınlık kuramıyorsunuz. Özdeşleşmenin bittiği anda koyulan bu mesafe izleyiciye acının büyüklüğünü gösteriyor.

Devam filmiyle Gen kıtlıktan geçilmeyen, sefalet altındaki şehirde birlik olmanın önemini ve ayağa kalkabilmenin mücadele etmekten geçtiğini öğreniyor. Ki eserin yazarı da yeni bir insan kuşağının kaynağı olur umuduyla karakterine kök, kaynak anlamına gelen Gen adını verdiğini söylüyor. Belki de bu yüzden film boyunca babasının kendisine salık verdiği üzere tüm çetin koşullara rağmen bir buğday gibi dik ve güçlü duruyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.