Marvel evreninde bir fesat: Loki

Marvel sinematik evreninde tahmin edilenin de üzerinde sempati ve hayranlık kazanan karakterlerin başında gelmiştir Loki. Çoğu çizgi roman uyarlamasında rastladığımız karakterlere tasarlanan olası sonuçların aksine Loki’nin gelişim süreci beyaz perde üzerinde daha farklı bir yol alarak şekillendi. Çünkü kahramana hayat veren Tom Hiddleston’ın performansı öyle bir noktaya doğru yol almaya başladı ki, yer aldığı filmlerin esas oğlanı Thor’u bile gölgede bırakabilecek bir konum elde etmiş oldu.

Yakaladığı popülerliğin kazanımıyla Disney + ekranlarında solo macerasına başlayan Loki’nin evren için sadece sinematik – dizi kanadında değil, çizgi romanlar ve animasyon bölgelerinde de nevi şahsına münhasır bir mizaç oluşturduğu söylenebilir. Keza, sinema perdesindeki macerasında hayatı sonlansa bile, yaratacağı kazanımları tahmin etmek zor olmasa gerek ki şu sıralar Marvel’ın dolaylı olarak ön plana çıkarmaya başladığı paralel evrenler meselesinde kilit karakterlerden biri olacağa benziyor…

Journey İnto Myster #85’

Loki’nin İskandinav Mitolojisi üzerindeki yeri zaten dillere destan. Marvel semalarında ise gözüktüğü her macerada kendi aurasıyla özel bir etki oluşturmayı başarabilmiştir. İlk olarak 1949 senesinde Venus #6’da okuyucularla buluştu. Karakterin Marvel ile şekillenmesiyse aslında o dönemden günümüze kadar uzanan sinema serüvenine bile etki edebilecek bir düzeyde. Journey İnto Myster #85’te hayat bulan Loki; Stan Le, Jack Kirby ve Larry Liebet tarafından ele alınmıştır. Yıldırım Tanrısı Thor’un üvey kardeşi ve aynı zamanda amansız düşmanı olarak tasarlanan karakter, senelere yayılan muazzam bir gelişim süreciyle güncel kalarak anlatılara misafir olmaya devam etti.

Loki’nin çizgi roman evreninde net bir tasviri yok. Yani her hikâyede değişik kişiliklere ve eylemler içindeki ruh hallerine bürünebilen bir karakter. Sanıyorum ki dizisinde de bu yönüyle ön plana çıkabilme ihtimali var. Zaten kahramanın ölümü sonrasında farklı bir evren üzerinden, üstelik ilk Avengers filmindeki kişiliğiyle yeniden hayata kazandırılması ancak Loki gibi çok yönlü hatta bipolar ruh haline sahip biri için mümkün olabilirdi.

Marvel animasyonları, DC’ninkiler kadar geniş seçeneklere sahip değil. 2000’lerin başında başlayıp, yaklaşık 10 seneyi bile kapsayamayacak bir süreç dahilinde farklı filmlerle izleyici karşısında oldu. Bu süreçte Loki’nin üstlendiği misyon tıpkı sinematik evrende olduğu gibi genele etki edecek anlatımlar aracılığıyla tasarlandı. Özellikle Marvel’ın Noel temalı animasyonu Marvel Superhero Adventures: Frost Fight’ın Ymir ile birlikte baş kötüsü oldu. Bunun dışında Örümcek Adam’ın yeni çizgi serisine de zaman zaman misafir olarak gözükmekte. Aslında elindeki güç yaratıcılar açısından da bir nevi nimete dönüşebiliyor. Çünkü kılık değiştirebilen, zamanlar ve mekanlar arasında yolculuklar edebilen, ilk fırsatta da şaşırtıcı sonuçlara ulaşabilen bir stilde Loki. Dolayısıyla çizgi roman ve animasyon kanadı da sinema versiyonundaki kadar sempatik olmasa dahi hayli güçlü maceralarda kilit rol üstlenebilen bir kahramana dönüşmesini sağlamış.

Sinematik evrende ise aslında Loki’nin şansı biraz da ilk Thor filmiyle alakalı bir durum. Keza bana göre Marvel’ın ilk fazındaki en zayıf halkalardan biri olan bu filmin en parlayan detayı Loki’nin sahip olduğu kapasiteyi dışa vurma aşamaları olmuştu. Özellikle de geçmişi, ait olduğu aile dışında var olan gerçekliğe düşkünlüğü ve önüne geçemediği fesatlığıyla birlikte biriktirdiği öfkeler yumuşak bir karakter betimiyle önümüze sürüldüğü için hayli dikkat çekici olmuştu. Akabinde gelen ilk Avengers macerasındaysa baş kötü olarak boy gösterişi, böyle evrenin her alanda değerlendirilebilecek, hamur kıvamında bir malzemeye dönüşmüş oldu. Ki bu durum Taika Waititi yönetmenliğindeki Thor: Ragnarok filminde çok daha esprili bir konumda değerlendirildiği için karakterin MCU üzerindeki görevi tamamlansa dahi yeni bir portal üzerinden ilerleyişini sürdürmesi de kaçınılmaz oldu.

Aslında son 10 sene içerisinde sinema ve dizi dünyasında kötü kahramanlara karşı ilgi daha da artış göstermeye başladı. Öyle ki Darth Vader sonrasında belki belli bir süre Voldermort’un popülerlik kazandığı söylenebilir. Fakat özellikle Avengers serilerindeki Thanos betimi ve akabinde gelen Joker filmi, kötü karakterlerin de doğru ellerde muazzam hikâyeler için anlatıcı olabileceğini gösterdi. Bu doğrultuda bencilliğini kötülükle pekiştirerek ilerleyen Loki açısından da durumun aynı etkide yön bulma olasılığı çok yüksek.

Peki Loki tam olarak kimdir?

Şekil değiştirebilen Fesatlık Tanrısı’dır. Aynı zamanda Asgard’ın en büyük büyücülerinden biri olarak kabul edilir. Her fırsatta kendi çıkarını düşünen bu karakter, özellikle de ortalığı karıştırmasıyla nam salmıştır. Birçok kehanetin İskandinav dilinde her şeyin sonu olan Ragnarok’a bağladığı Loki, Asgard’ı yok etmeyi de görev olarak benimsemiştir. Üvey babası Odin ve üvey kardeşi Thor’a karşı da tutumu hemen hemen her öyküde az çok belli olan karakter, sihir ve illüzyondaki ustalığıyla da ön plana çıkabilmekte. Hatta bu konuda kendini bile kandırdığı, ruh haline göre birçok farklı varyasyonlara da dönüştüğü gözlenmiştir.

Son olarak Loki’nin gaddarlığına rağmen bu denli benimsenip sempati beslenen bir anti kahramana dönüşmüş olmasının esas sebebinin hınzır bir çocuk kişiliğine bağlayabilirim. Yani ortada eli maşalı bir kötü var aslında. Kaşla göz arasında tüm gezegeni ele geçirmeyi hedefleyen, fakat buna karşın evrendeki kariyerini de belli bir istikrara yerleştiren bir kahraman. Hâl böyle olunca çoğu Marvel hayranı için gökyüzü etkisi yaratan bu fesat tanrının dizi macerası sonrasında yeni animasyon filmleri, hatta çizgi dizilerine de kapı aralama ihtimalleri artacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.