Turning Red – Kırmızı

Sinema salonlarıyla eş zamanlı Disney+ kütüphanesinde de yerini alan Turning Red (Kırmızı), Pixar Animation Studios’ın iddialı bir reklam kampanyası sunmamasına rağmen iyi ilerleyen bir projesi olmuş.

Animasyonun reklam kanalında bir tık geri planda ilerleyiş göstermesini Disney kurmaylarının Pixar üzerinden uyguladığı yeni politikaya bağlıyorum. Zira stüdyonun Kasım 2021’de vizyona soktuğu Encanto, öncelik olarak sinema salonlarında gösterilip birkaç ay sonrasında Disney+’da yerini almıştı. Luca gibi Turning Red’in de dijital ortamlar ve sinema salonları olarak eş zamanlı gösterilmesini Disney’in ne olursa olsun daima öncü ve tek olma arzusuna yoruyorum. Keza bu girişim hamleleri beni hayli rahatsız ediyor…

Animasyonumuza gelecek olursak karşımızda çok özel bir dönemi yansıtarak ilerleyen hikâye var; 2002 senesi! Sanki bu seneden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamış gelir gözüme. Genellikle sinemada 80’ler ya da 90’lar esintilerini kovalayan biriyimdir lakin Turning Red’in öyküsü o dönemdeki ergenliği keşfeden çocukların bakış açılarıyla yansıtıldığı için 2000’lerin başlarındaki heyecanı yad etmeme vesile oldu.

2002’de ben de zaman zaman ergenliğin zirvelerine ulaştığım için çevremdeki kız arkadaşlarımın ilgi alanları dikkatimi çekmeye başlamıştı. İşte bu animasyon da ağırlığını o dönemini yaşayan ergen kız arkadaşlar üzerinden sağladığından ortaya hayli eğlenceli ve nostalji kokan bir animasyon macerası çıkmış.

Pixar, fantastik kurguyu insani özelliklerle yansıtmayı başaran önemli animasyon stüdyolarından biridir. Turning Red’de ise ergenliğin getirdiği sorunların altında sıkışmaya başlayan 13 yaşındaki Mei Lee’nin yaşadıklarına odaklanıyor. Mei Lee, oldukça kontrolcü annesinin beklentileri ve ergenlikle çıka gelen fiziksel – gönül karmaşalarının arasında sıkışan tatlı bir kız çocuğu. Baskıcılığı ön planda olsa da koruyuculuğuyla da dikkat çeken annesi, kızının daima yanında olmasını istemektedir. Ancak bu durumdan hoşnut olmayan Mei Lee, duygularında heyecanın tavan yaptığı bir anda dev bir pandaya dönüşmeye başlar.

Ergenlikle gelen değişimlerin yansıtılması bakımından kırmızı bir pandaya dönüşme fikri bir hayli eğlenceli. Vücudunu tanıyamayan, onu da geçtim duygusal açıdan çoğu kez kontrolü elden kaybeden bir gencin yansıtılması bakımından böyle bir dönüşüm oldukça güvenilir bir rehber görevi üstlenmiş.

1987 doğumlu yönetmen Domee Shi, Pixar’ın Oscar ödüllü animasyonu Inside Out – Ters Yüz’ün de ekibinde yer almış bir isim. İlk uzun metraj denemesinde de zaten o animasyondan aldığı referansları hissettirebiliyor. Özellikle duygu yansıtılmaları esnasındaki karışıklıkla gelen sıkışma isleri Turning Red’in en eğlenceli sekanslarını açığa çıkarmaya başlamış. Üstelik renk paletleri ve karakterlere dağıtılan dengeli roller, ana kahramanlar Mei ve annesini çok daha iyi tanıyabilmemize yardımcı oluyor.

En çok hoşuma giden noktalardan biri de ebeveyn – çocuk çatışmalarının kökenine inişi oldu. Çünkü sadece bir anne – kız geriliminden ziyade annenin de gençliğinde yaşamış olduğu burukluklar da karşımıza çıktığı için animasyonun duygusal temposu iyi bir izlenime kavuşuyor. Finale doğru ilerledikçe hem karakterlerle zarif bir bağ kurulabiliyor, hem de eğlence sınırları görsel bir şölene kavuşabiliyor. Bu bakıma basit bir dille etkili anlatımı tercih eden Shi ve arkadaşları, BTS öncesi erkek müzik grubu çılgınlıkları ve o dönemlerdeki boşvermişlikler üzerinden yaptığı geçişlerle tüketilmeye değer tatlar sunuyor.

Titiz işlenen bir senaryo, bağ kurmaya müsait karakterler, verilen mesajın olumlu noktalara ulaşması ve Mei’nin yaşamış olduğu büyük deneyim Turning Red’i özel bir noktada tutacaktır. Her kesime hitap edebilmeye odaklanan animasyonların gözümdeki değerini de hesaba katacak olursam şayet bu yeni Pixar anlatısını muhakkak izlemenizi öneriyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.